copyright©helimyusiv2006
contact
veger
veger

kurdistanpost

Harun Ahmet

Tarih: 23 Mart 2009 Pazartesi

KÜRT ESTETİĞİ ÜZERİNE DENEMELER

KÜRT EDEBİYATINDA YAPISAL SORUNLAR –B

Kürt edebiyatına damgasını vuran eser ve yazarların izini sürmek başlı başına bir eziyettir. Kürt yazınında dil, her zaman cepte duran kalıcı bir mirastır. Yatırımını arayan bir sermaye gibidir ve sahipleri kadar düşmanları tarafından da hep bir mal varlığı gibi muamele görür. Bu kullanma biçimi özellikle edebiyat ve sanat alanında yatırımları tam bir iflasa dönüştürür. Kürt dili, avuçlarımız arasında duran alıcı bir kuştur oysaki. Yöneleceği ava kilitlenen alıcı bir kuş gibi sahibinin avuçlarında, beyninde ve yüreğinde bekler. Mehmet Uzun’u önemli kılan yöntem onun Kürt dilini kullanma biçimidir. Kurgu, olay, karakter bir bütün olarak yazım ve ifade tekniklerinin kusursuz uyumuyla birleşmedikçe dil, etkili bir bildiriye dönüşemez. Bu dinamiklerle sonsuz bir uyum sağlayabilmesi içinde değişime uğraması gerekir. Kürt dili, bugün ciddi anlamda teknik ve akademik yetersizliklerle karşı karşıyadır. Geçmişte sergilenen bu yönlü çabalar ortaya sadece abartılı bir terminoloji bırakmıştır. Ne köyde annelerimizden edindiğimiz dil nede akademilerde salt Kürt milliyetine ait olsun diye abuk sabukça yaratılan kabartma dille edebiyat yapılamaz. Mehmet Uzun’un dilin fonetik yapısına ilişkin bitmez tükenmez çabaları, dili günlük konuşma kalıplarından sıyırıp özgün bir sanat üslubuna dönüştürme çabaları edebiyata sağladığı önemli bir kazanımdır. Kurgu, olay ve karakterler çerçevesinde örülmüş bir anlatım tekniği, Kürt edebiyatında devasa imkânlar sunar yazarın önüne. Her hangi verili bir dil için bu hayati bir öneme sahip değildir. Bin yıllarca kanun koyucular tarafından gücün ve etkinliğin pekiştirilmesi için hummalı incelemeler ve yapılanmalardan geçmişlerdir zaten ama bu, Kürt dilinde olunca ortaya yeni bir üslup, bambaşka bir boyut katar. Kürt dilinin bir an önce kurgu, olay ve karakterler ekseninde şekillenen üretimlere ihtiyacı vardır değildir.

Mehmet Uzun’dan sonra Kürt edebiyatının en önemli kurgu yazarlarından biride Helim Yusuf’tur. Yusuf öyküye yeni bir nefes ve özgünlük getirmiştir. Bu nefes kuşkusuz Kürtçedir. Méré Avis Kürt öykücülünde önemli bir aşamayı temsil eder. Kürtlerdeki absürt, sürrealist ve post-modern karmaşayı dile getirme biçimi farklı bir bakışın eseridir. Kürtlere bu kadar sahip çıkan ama bir o kadarda geriliklerini yerle bir eden ikinci bir esere rastlamak imkânsızdır. Mehmet Uzun romanlarındaki trajedi ve melankoli, acılı yaşamda hafif bir nefestir ama Halim Yusuf’taki komedi ve ironi bu acılı hayatı yaşanılabilir kılar. Modern öykücülüğün önemli bir temsilidir Méré Avis… Kürtçe konusunda daha yerel ve sade bir üsluba sahiptir, güçlü bir üsluptan uzaklıkta hissedilir fakat, Yusuf’un eserlerini çekici kılan kurgu ve karakterler arasındaki sürrealist biçimin Kürtçeyle yepyeni bir tarza dönüşmesidir. Bu sürrealist ortama sızan Kürtçe, Kürtlerin yaşamına sızan kültlerin kısa bir dökümünü sağlar. Animal isteklerle köy meydanlarında gezinen namus düşkünü namussuzların gerçek üstü komedisini yansıtır. Yusuf’un eserlerinde ne sonsuz bir yücelteme nede gereksiz, taraflı bir kültür aşağılamasına rastlanmaz. Kürtler, tıpkı Picasso’nun sürrealist tablolarındaki parçalanmış, dejenere olmuş bir iç dünyayı temsil eden karakterler gibi tanımsız yapısıyla sunulur okuyucuya. Modern tarzda yazılmasına karşın, bir Kürt köyünde oluşan atmosferin içine çekilir okuyucu. Muzip dedelerimizle Yusuf’un anlattıkları aynı şeylerdir aslında ama Yusuf, bunu sadece dedemin üslubu ve yöntemleriyle anlatmaz. Bir başka dile çevrilen aynı kitabın okuyucu üzerinde bırakacağı etkinin düzeyi değerlendirmeye değerdir. Kürt öykücülüğünde Kürtçeyle, öykü arasında tarif edilmez bir yakınlık, sihir denilebilecek kadar şaşırtıcı bir etkileşim vardır. Halim Yusuf, sadece bir tek şey yapmıştır, oda, edebiyatta her şeydir. Yani, karakter, olay ve kurguyla Kürtçe arasındaki dinamik, tamamlayıcı düzeni sağlamak… Bu değerli eserlerin amansız bir sanat matematiğinden geçtiğine şüphe yok. Kim bilir kaç yüz kere yazılıp çizildi, nice yazarların üslubu yazım tekniği incelendi, bunu her kes yaptı ama bir elin parmaklarını geçmeyen Kürt yazar bu çabaları Kürtçeyle buluşturdu.

Kürt yazınında tonlarca yazar vardır ama edebiyatçı bir elin parmakları kadar azdır. Kürtler çoğunluklu olarak bütün enerjilerini siyasal zemine kaydırmışlardır. Ortaya dalaşma, kan, didişme ve kavganın dışında bir şey kalmamıştır. Siyasal deneme çöplüğüne dönüşen bu ortamda Kürtçe binyıllık sessizliğini sürdürmekte, kan ter içinde geleceğini aramaktadır. Kürtçesi, Arapçası, Farsçası ve Türkçesiyle nasıl bir üsluptur peki bu? Her kes Türkiye’nin şiddet yüklü sosyal yaşantısını bilir. Bu sadece Türkiye ile sınırlı kalmaz, Ortadoğu ve geri kalmış tüm kültürleri sarar. Şiddete, tehdide, pervazsızlığa ve aşağılamaya dayalı bir yaşam ve yazı üslubu… Şu anda en yaygın olan yazın türü arasına giren Siyasal deneme ve eleştiri yazıları, beline silah koyan bir külhanbeyine benzer. El elden üstündür, birkaç nara atar, bir ikisini yaralar. Ardından daha güçlü biri çıkar, bir köşeye sıkıştırır ve suratının ortasına kafayı patlatır. Birkaç çakı darbesiyle erkekliğini mahallenin meydanına bırakır. Bu döngü bütün irili ufaklı maceracı ve güç yanılsaması içindeki yoksul çevrede sürüp gider. Bir kesimi içinden çıkarırsanız Kürt yazınının durumu budur. Kürtlerde yazın sanatını, maalesef kültürlerini korumak ve evrensel değerlere katkıda bulunmak için sarıldıkları entelektüel bir ortam olarak değil, hasımlarının ağzını burnunu dağıtacakları bir düello meydanı gibi kullanmaktadır. Daha açık bir ifadeyle söylemek gerekirse, Kürt yazınında elle tutulur eleştirel bir üslup dahi hak ettiği yeri bulamamıştır. Bir eleştiri yazarı eleştiri yazarlığının kriterlerini bilmeden nasıl bir eleştiri yazısı yazabilir ki? Siyasal batağa saplanmış çaresiz kazazedeler gibi yüksek bir duvara sıralanmış haylaz ve yola gelmez sokak çocukları gibi sidik yarışına girmek, dumura uğramış bir duygu ve düşünce tatmininden başka bir şey değildir. Yürütülen didişme ne Kürt edebiyatını nede Kürt siyasetini ilerletmek değildir. Sen benim eşeğimi alıp kullandın kavgasıdır köy meydanını toz duman içinde bırakan. Eşeğin kim ya da kimler olduğunu söylemek bile utanç veriyor bana. Bu paranoyak iktidar savaşlarında tek dert eşeğin sırtında kimin olacağıdır. Kürt iktidarı başlı başına bir inceleme konusudur. Yaşamdan siyasete, siyasetten sanata kadar iktidar güdüsünün amansız cazibesi estetiğin bütün olanaklarını saf dışı bırakmıştır. Onun içindir ki yığınla siyaset mağlubu Kürt aydını, militanı ya da politikacısı oturup adam gibi bir eser üretmek yerine, oyundan atılan ya da dışlanan bir cezalı çocuğun ruh haliyle önüne geleni yıkıp dökmektedir. Hepside aşırı derecede hiper aktif ve zekidirler. Kürt mücadelesinin yarattığı bu dahi hiper aktifler Helim Yusuf’un öyküsündeki Méré Avis’a benzerler. Vay onları sırtına alan eşeklerin haline... Avis(Gebe)bir ağırlığı taşımak nasıl bir işkencedir kim bilir. İki dakika bu ağırlığı taşımaktan çok sırtını dürten sopalarla kan revan içinde yığılır kalır zavallı varlıklar. Ne trajedi ve ne kötü bir yazgıdır ki; Kürt Aydını da, Sanatçısı da, yazarı da siyasal yaşamın ruhuyla donanmış ve siyasal örgütlerin bağrından çıkıp gelmiştir. Siyasal ve iktidar yenilgilerinin hazmı o kadar zordur ki, psikolojide algı ve gerçeklik yanılsaması üzerine yapılan her incelemede onlar yer alır. Mideye, yüreğe ve rahme gömülen bu acıdan bir vahşet mi yoksa hayat mı doğacak? Kürt halkı, milleti ve özgürlü söylemi o kadar hummalı olarak zikrediliyor ki hayatın dışındaki her alternatif artık Kürtlere bir deliyi anımsatıyor.

Kürt Aydın ve Yazarları yüreklerine, midelerine ve rahimlerine gömülen bu sancıyı bir yıkım ve intikam nedeninden çok ele avuca sığmaz bir avantaj olarak görebilmeliler. Bir yazar ve aydın için en kötü ve ahlak dışı seçim bir eşeğin sırtına binmek olacaktır. Daha açıkçası Kürt halkını bir eşek olarak görmektir. Olmaz Ağalar bir Avis eşek görse bile ona binemez. Ruhunuzdan, bilginizden, yüreğinizden, kalemlerinizden düşüp bir bedene dönüşecek varlıkları iktidar hastalığıyla sakat ve ucube doğurmayalım. Kimsenin sevgisi ve alkışına ihtiyacınız yok. Nede bir şeyleri ispatlama gibi bir zorunluluğunuz.

Bir roman ve öykü yazın yeter…

Bir sonraki yazıda Kürt İktidarında buluşmak üzere….

 
Harun Ahmet
harunahmet-@hotmail.com